Nerede O Eski Ramazanlar?
Özellikle 80’leri yaşamış olanların dilinden düşmeyen bir cümle vardır: “Nerede O Eski Ramazanlar?” Her yıl Ramazan ayı yaklaştığında, iftar saatleri değiştikçe ve mahallelerde hazırlıklar başladıkça bu soru yeniden hatırlanır. Çünkü Ramazan sadece bir ay değil, aynı zamanda bir atmosferdi. Sokakların, evlerin ve mahallelerin ritmi değişirdi.
Bugün hâlâ aynı ayı yaşıyoruz, aynı ezan saatini bekliyoruz, aynı sofralara oturuyoruz. Ama çoğu kişi içinden aynı soruyu geçiriyor: Nerede O Eski Ramazanlar?
Bu yazıda 80’ler Türkiye’sinde Ramazan nasıl yaşanırdı, hangi gelenekler unutuldu, hangileri hâlâ devam ediyor ve bugünle geçmiş arasında nasıl farklar var; hepsini nostaljiye kapılmadan, gerçekçi bir anlatımla ele alacağız. Çünkü “Nerede O Eski Ramazanlar” dediğimizde aslında sadece geçmişi değil, değişen yaşam biçimlerini konuşuyoruz.
80’lerde Ramazan Ayında Mahalleler
80’lerde Ramazan gelince mahalleyi tatlı bir telaş sarardı. Öğleden sonra evlerde yemek hazırlıkları başlar, tencerelerin kapağı sık sık açılır kapanırdı. Anneler, anneanneler, komşular mutfakta daha fazla vakit geçirirdi. İftar menüsü günler öncesinden konuşulur, alışveriş listeleri hazırlanırdı. Gün boyu süren bu hazırlık, akşam ezanına doğru hızlanır; sofralar özenle kurulurdu. O sofrayı kurmak bile başlı başına bir ritüeldi.
Bugün büyük şehirlerde iftar hazırlığı çoğu zaman marketten alınan ürünlerle ve daha hızlı bir tempoyla yapılıyor. Ama 80’lerde iftar hazırlığı günün en önemli bölümüydü. Yemeklerin kokusu sokaklara karışır, camdan camdan konuşmalar yapılır, komşular birbirine “İftara ne yaptın?” diye sorardı.
İftar saatine yakın anlar ise bambaşkaydı. Sofralar kurulmuş olur, su bardakları doldurulur, hurmalar tabaklara dizilirdi. Ama kimse ezan okunmadan başlamazdı. Ezanı beklemek bile bir alışkanlıktı. Radyodan saat tutulur, televizyonun sesine kulak verilirdi. O bekleyiş anında evin içinde bir sessizlik olur, herkes aynı anda saate bakardı.
80’lerde Ramazan gelince tüm mahalle aynı ritimde hareket ederdi. Sokakta yürüyen insanlar adımlarını hızlandırır, fırından çıkan sıcak pideler ellerde taşınır, balkonlardan “Ezan okundu mu?” diye seslenmeler olurdu. Bugün bu sahneler hâlâ bazı yerlerde yaşansa da o yıllardaki kadar yoğun hissedilmiyor. Bu yüzden o dönemi hatırlayanlar sık sık aynı cümleyi kuruyor: Nerede O Eski Ramazanlar?
Aslında bu soru yalnızca geçmişi özlemek değil, o dönemin samimiyetini ve birlikte yaşama hissini hatırlamakla ilgili. Çünkü 80’lerde Ramazan gelince mahalle bir bütün olurdu. İftar sofraları, pide kuyrukları, sokaklardaki hareket… Hepsi bir araya gelerek o özel atmosferi oluştururdu.
İftar Sofraları: Kalabalık ve Mutlu…

“Nerede O Eski Ramazanlar” sorusunun cevabı çoğu kişi için iftar sofralarında saklı. 80’lerde iftar sofraları bugüne göre çok daha kalabalık, çok daha uzun ve çok daha sohbetli olurdu. Aynı evin içinde birkaç kuşak bir araya gelir; çocuklar, gençler, anne babalar ve büyükler aynı masa etrafında toplanırdı. Komşuların da dâhil olduğu, akrabaların uğradığı o sofralarda herkes için bir yer açılır, sandalye yetmezse tabure getirilirdi. O sofralar yalnızca yemek yenilen bir yer değil, Ramazan’ın en canlı anlarının yaşandığı buluşma noktasıydı.
Ezan okunur, oruçlar açılır, ilk lokmalar alındıktan sonra sofranın gerçek keyfi başlardı. Kimse acele etmezdi. Tabaklar yavaş yavaş boşalır, ardından çay demlenirdi. 80’lerde iftar sofralarından hemen kalkılmazdı; aksine o masa, akşamın geri kalanının da merkezi olurdu. Çay bardakları tazelenir, tatlılar ortaya çıkar, sohbet uzadıkça uzardı. Gün içinde yaşananlar anlatılır, eski hatıralar konuşulur, çocuklar arada söz alırdı. İşte Nerede O Eski Ramazanlar denildiğinde çoğu kişinin aklına bu uzun ve sıcak akşamlar geliyor.
Televizyon açıldığında bile sohbet bitmezdi. Tek kanallı dönemlerde Ramazan programları arka planda açık olur, herkes hem ekranı izler hem konuşmaya devam ederdi. O yıllarda iftar sonrası en önemli etkinlik birlikte oturmak, birlikte vakit geçirmekti. Bugün ise çoğu evde iftar sonrası herkesin eline bir telefon alması, o eski kalabalık akşamları daha da özlenir kılıyor.
Belki sofralar hâlâ kuruluyor, yemekler hâlâ hazırlanıyor. Ama 80’lerin o kalabalık, samimi ve uzun iftar akşamları hatırlandıkça aynı cümle yeniden söyleniyor: Nerede O Eski Ramazanlar.
80’lerde Sahur Geceleri: Davul Sesleri ve Yarı Uykulu Sofralar
80’lerde Ramazan gecelerinin en belirgin seslerinden biri ramazan davulcusu olurdu. Sahur vakti yaklaşırken sokaklardan yükselen o tok ve ritmik davul sesi, gecenin sessizliğini yavaşça böler, mahalleye Ramazan’ın yaşandığını hatırlatırdı. O yılları hatırlayanların dilinden düşmeyen Nerede O Eski Ramazanlar sorusunun cevabında ramazan davulcusunun ayrı bir yeri vardır. Çünkü bu ses yalnızca insanları sahura kaldırmaz, aynı zamanda bütün mahallenin aynı anda uyanıp aynı zamanı paylaştığını hissettirirdi.
Ramazan davulcusu sokağın başından göründüğünde pencereler aralanır, ışıklar birer birer yanardı. Davulun ritmine karışan maniler, geceyi daha da anlamlı kılardı. O manilerden biri hâlâ pek çok kişinin kulağında:
Davulumun sesi var,
Uyanın ey komşular,
Sahur vakti geldi bak,
Bereket dolsun sofralar.
Bu tür maniler, yalnızca bir uyandırma çağrısı değil, Ramazan’ın mahallede birlikte yaşandığını hatırlatan küçük bir selam gibiydi. Çocuklar pencereye koşar, davulcuyu görmek ister; büyükler mutfakta çayı ocağa koyardı. İşte bu yüzden bugün hâlâ pek çok kişi aynı cümleyi kuruyor: Nerede O Eski Ramazanlar?
80’lerde sahur, hızlıca geçiştirilen bir öğün değil, gecenin ortasında kurulan sakin ve huzurlu bir sofra gibiydi. Mutfakta ışıklar yanar, çay demlenir, bazen televizyon açılırdı. Ailece aynı masa etrafında toplanılır, yarı uykulu ama huzurlu bir sohbet edilirdi. Sahur bittikten sonra hemen uykuya dönülmez, sabah ezanı vakti beklenirdi. Kimileri evinde namazını kılar, kimileri sessiz sokaklardan yürüyerek camiye giderdi. O saatlerin kendine özgü bir dinginliği vardı; gece ile sabah arasında kalan o kısa zaman dilimi, Ramazan’ın en sakin ve en özel anlarından biriydi.
Bugün sahur çoğu evde telefon alarmıyla başlıyor ve daha kısa sürüyor. Büyük şehirlerde ramazan davulcusu sesi birçok yerde duyulmuyor. Yine de bazı mahallelerde bu gelenek hâlâ devam ediyor ve o tanıdık ritim duyulduğunda insanlar bir anlığına geçmişe dönüyor. İşte tam bu noktada Nerede O Eski Ramazanlar sorusu hem bir özlemi hem de zamanın değiştiğini fark etmenin hafif burukluğunu taşıyor. Çünkü ramazan davulcusunun sesi azalmış olabilir, ama o gecelerin hatırası hâlâ aynı sıcaklıkla hafızalarda yaşamaya devam ediyor.
Unutulan Ramazan Gelenekleri
“Nerede O Eski Ramazanlar” sorusu her yıl Ramazan ayı yaklaşırken yeniden hatırlanıyor. Özellikle geçmişte yaşanan Ramazan gelenekleri düşünüldüğünde, o günlerin birlik ve beraberlik duygusu, paylaşma kültürü ve mahalle hayatı daha çok konuşulur hale geliyor. Eski Ramazanlar yalnızca oruç tutulan bir dönem değil; aynı zamanda eğlencenin, dayanışmanın ve sosyal hayatın canlandığı bir zaman dilimiydi.
Bugün Ramazan ayı hâlâ aynı manevi değeri taşısa da, eski dönemlerdeki bazı gelenekler zamanla azaldı ya da unutuldu. Yine de bu gelenekler, “Nerede O Eski Ramazanlar” sorusunun neden sıkça sorulduğunu anlamak için önemli bir hatıra niteliğinde.
1. Direklerarası Eğlenceleri ve Ramazan Geceleri
Eski Ramazan gelenekleri arasında en dikkat çekenlerden biri Direklerarası eğlenceleriydi. Özellikle İstanbul’un Şehzadebaşı semtinde kurulan bu eğlence alanları, Ramazan gecelerinin vazgeçilmez adresiydi. İftar sonrası insanlar sahura kadar sokaklarda vakit geçirir, meddah gösterileri izler, Karagöz-Hacivat oyunlarına katılır ve orta oyunlarıyla keyifli zaman geçirirdi.
Bugünün festivallerine benzetilen bu etkinlikler, geçmişte Ramazan ayının sosyal yönünü güçlendiren en önemli organizasyonlardan biriydi. Bu yüzden eski Ramazanlar denildiğinde yalnızca ibadet değil, aynı zamanda kültürel etkinlikler ve mahalle eğlenceleri de akla gelir.
2. Diş Kirası Geleneği ve Paylaşma Kültürü
Eski Ramazanların en zarif geleneklerinden biri “diş kirası” uygulamasıydı. İftar sofraları hazırlanır, evlerin kapıları açık bırakılır ve yoldan geçenler davet edilirdi. Sofraya oturan misafirler oruçlarını açtıktan sonra ev sahibi tarafından küçük hediyelerle uğurlanırdı. Bu hediyeler, misafirin sofraya bereket getirdiğine inanıldığı için verilirdi.
Altın, gümüş ya da küçük hediyelerle yapılan bu gelenek, Ramazan ayındaki paylaşma ve misafirperverliğin en güzel örneklerinden biriydi. Günümüzde diş kirası geleneği çok yaygın olmasa da, bazı yerlerde hatırlanmaya ve yaşatılmaya devam ediyor.
3. Sahur İkramları ve Pişi Geleneği
Eski Ramazan geleneklerinde sahur hazırlıkları da ayrı bir öneme sahipti. Sahur için hazırlanan yiyecekler komşularla paylaşılır, özellikle pişi kızartmak yaygın bir alışkanlıktı. Tepsilerle hazırlanan pişiler mahalleye dağıtılır, ramazan davulcusuna da mutlaka ikram edilirdi.
Bu küçük paylaşımlar, mahalledeki birlik duygusunu artırır ve Ramazan’ın bereketini simgelerdi. Günümüzde sahur sofraları hâlâ kurulsa da, bu tür mahalle içi ikramlar eskisi kadar yaygın değil.
4. Zimem Defteri ve Gizli Yardımlaşma
Ramazan ayı, yardımlaşmanın en yoğun olduğu dönemlerden biri olarak bilinir. Eski zamanlarda varlıklı kişiler mahalle bakkallarına gider, veresiye defterindeki borçları kapatırdı. Bu yardımlar gizli yapılır, borcu ödeyen ile borcu ödenen kişi çoğu zaman birbirini tanımazdı.
Bu gelenek, Ramazan’ın paylaşma ve dayanışma ruhunu en güçlü şekilde yansıtan uygulamalardan biriydi. Günümüzde farklı yardım kampanyalarıyla bu anlayış devam etse de, eski dönemdeki samimi ve sessiz yardımlar hâlâ özlemle anılıyor.
5. Çocuklar ve Ramazan Heyecanı
Eski Ramazanlarda çocuklar da bu ayın en neşeli parçalarından biriydi. İlk kez oruç tutacak çocuklara küçük hediyeler hazırlanır, sevdikleri yemekler yapılırdı. “Tekne orucu” adı verilen uygulamayla çocuklar öğlene kadar oruç tutar, böylece Ramazan’a alışmaları sağlanırdı.
Bu gelenekler sayesinde çocuklar Ramazan’ın yalnızca aç kalmak değil, paylaşmak ve birlikte olmak anlamına geldiğini öğrenirdi. Bugün de çocuklara Ramazan sevgisi aşılanmaya devam etse de, o eski mahalle atmosferi daha farklıydı.
6. Teravih Sonrası Şerbet İkramı
Eski Ramazan gelenekleri arasında teravih sonrası şerbet dağıtmak da önemli bir yer tutar. Vakıflar tarafından hazırlanan şerbetler cami çıkışlarında halka ikram edilir, insanlar sohbet ederek Ramazan gecelerini paylaşırdı. Özellikle yaz aylarına denk gelen Ramazanlarda serinletici şerbetler, mahalle buluşmalarının bir parçasıydı.
Eski Ramazanların En Önemli Özelliği: Birlik ve Beraberlik
“Nerede O Eski Ramazanlar” sorusu sorulduğunda çoğu kişinin aklına gelen ilk şey, o yıllardaki güçlü mahalle ilişkileridir. Ramazan, farklı inanç ve kültürlerden insanların aynı sofrada buluştuğu, birlikte vakit geçirdiği bir dönemdi.
Bugün yaşam tarzı değişmiş, şehirler büyümüş ve hayat hızlanmış olsa da Ramazan ayının özü hâlâ aynı: paylaşmak, bir araya gelmek ve dayanışmak.
Eski Ramazan gelenekleri tamamen kaybolmuş değil; sadece şekil değiştirdi. İftar sofraları kurulmaya, sahur hazırlıkları yapılmaya ve yardımlaşma sürmeye devam ediyor. Belki o eski mahalle telaşı eskisi kadar hissedilmiyor ama Ramazan’ın sıcaklığı hâlâ aynı.
Bu yüzden her yıl aynı soru yeniden soruluyor:
Nerede O Eski Ramazanlar?
Her Ramazan geldiğinde hafızalarda aynı sahneler canlanıyor: mahalleyi saran iftar telaşı, kalabalık sofralar, ramazan davulcusunun sesi, sahurdan sonra beklenen sabah ezanı… 80’lerin o samimi ve birlikte yaşanan Ramazan günleri bugün birebir yaşanmasa da hatıralardaki sıcaklığını koruyor.
Belki zaman değişti, şehirler büyüdü, hayat hızlandı. Ama Ramazan’ın özü hâlâ aynı: paylaşmak, bir araya gelmek ve aynı sofrada buluşmak. “Nerede O Eski Ramazanlar” sorusu da biraz bu hissi yeniden hatırlamak için soruluyor. Eski Ramazanların en güzel tarafı, insanların birbirine daha yakın olmasıydı. O ruhu yaşatmak ise hâlâ mümkün.
Siz de eski Ramazanlara dair hatırladığınız anıları yorumlara yazabilirsiniz.
Yazıyı beğendiyseniz paylaşmayı unutmayın.
Benzer nostaljik yazılar için buraya tıklayabilirsiniz.
![]()
DİYANET SAHUR ve İFTAR VAKİTLERİ













