90’ların Solo Test Oyunu Neden Bu Kadar Unutulmazdı?
90’ların Solo Test Oyunu, o yıllarda çocuk olanların hafızasında yer eden en meşhur zekâ oyunlarından biriydi. Küçük plastik tablası, rengârenk taşları ve oyun sonunda kalan taş sayısına göre verilen o meşhur “zekâ dereceleri” ile neredeyse her evde karşımıza çıkardı.
Ama Solo Test hakkında çoğumuzun bilmediği çok ilginç bir ayrıntı var: Bu oyun aslında 90’lardan, hatta anne ve babalarımızın çocukluğundan bile çok daha eski.
Türkiye’de özellikle 1980’lerin sonu ve 1990’lı yıllarla özdeşleşen Solo Test’in kökeni bizi yaklaşık 330 yıl öncesine, 17. yüzyıl Avrupa’sına götürüyor. Üstelik oyunun hikâyesinde Fransız sarayı, soylular ve tarihin en önemli matematikçilerinden biri bile var.
Peki Solo Test ne zaman çıktı, Solo Test’i kim buldu ve 90’ların vazgeçilmez oyuncağı hâline gelmeden önce nerede oynanıyordu?
Gelin, çocukluğumuzdan hatırladığımız o oyunun 300 yılı aşan şaşırtıcı geçmişine bakalım.
Solo Test Aslında 90’ların Oyunu Değil
Bugün “Solo Test” dediğimizde zihnimizde hemen 90’lı yıllara ait bir görüntü canlanması son derece normal. Çünkü Türkiye’de oyun özellikle bu dönemde büyük bir popülerlik kazandı. Ancak 90’ların Solo Test Oyunu, aslında yüzyıllardır oynanan çok daha eski bir zekâ oyununun Türkiye’deki modern ve ticari versiyonuydu.
Oyunun dünyada en yaygın bilinen adı Peg Solitaire. Bazı kaynaklarda Marble Solitaire veya yalnızca Solitaire olarak da karşımıza çıkıyor.
Buradaki “Solitaire” kelimesi sizi yanıltmasın. Bugün bilgisayarlardan bildiğimiz iskambil kartlarıyla oynanan Solitaire’den söz etmiyoruz. Kelime genel olarak “tek başına oynanan oyun” anlamıyla kullanılıyor ve Peg Solitaire de adından anlaşılacağı üzere tek oyuncuyla oynanıyor.
İşin şaşırtıcı kısmı ise şu: Solo Test’in geçmişini takip ettiğimizde 1990’lardan 1980’lere, oradan 1900’lerin başına değil, doğrudan 1600’lü yılların Avrupa’sına gidiyoruz.
Yani çocukluk Nostalji listemizin vazgeçilmezlerinden olan bu küçücük plastik oyunun arkasında üç asrı aşan bir tarih yatıyor.
Solo Test Ne Zaman Ortaya Çıktı?
Solo Test’in tam olarak hangi yıl icat edildiğini bilmiyoruz.
Ancak tarih konusunda elimizde çok önemli bir belge var.
Takvimler 1697 yılını gösterirken Fransa’da yayımlanan dönemin önemli yayınlarından Mercure Galant, “Solitaire” adı verilen bu oyuna sayfalarında yer verdi. Ağustos 1697 sayısında yalnızca oyundan bahsedilmedi; oyun tahtasının yapısı, çeşitli problemler ve bunların çözümleri de anlatıldı.
Bu ayrıntı oldukça önemli.
Çünkü bir oyunun problemlerinin ve çözümlerinin yayımlanması, Solitaire’in 1697 yılına gelindiğinde insanların zaten bildiği ve üzerinde kafa yorduğu bir oyun olduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla internette zaman zaman görülen:
“Solo Test 1697 yılında icat edildi.”
ifadesi de tam anlamıyla doğru değil.
Doğrusu şöyle:
Peg Solitaire’in varlığını gösteren en eski önemli basılı kaynaklardan biri 1697 tarihlidir. Oyunun bundan ne kadar önce ortaya çıktığı ve ilk olarak kimin tarafından geliştirildiği kesin olarak bilinmemektedir.
Böyle bakınca 90’ların Solo Test Oyunu için “çocukluğumuzdan çok daha eski” demek biraz hafif bile kalıyor.
Solo Test’i Kim Buldu?
Solo Test’in bilinen tek bir mucidi yok.
Yıllar içerisinde oyunun ortaya çıkışıyla ilgili çeşitli hikâyeler anlatılmış. Bunların en meşhurlarından biri, oyunun Bastille Hapishanesi’nde bulunan bir Fransız soylusu tarafından icat edildiği iddiası.
Hikâye gerçekten etkileyici: Hapishanede uzun saatler geçiren bir aristokrat, can sıkıntısından kurtulmak için taşlarla oynarken bugün bildiğimiz Solitaire’i geliştiriyor…
Bir Nostalji yazısında anlatmak için mükemmel bir hikâye.
Tek sorun var:
Bunun gerçekten yaşandığını kanıtlayan güvenilir tarihsel bir belge bulunmuyor.
Dolayısıyla Bastille hikâyesini “Solo Test böyle icat edildi” şeklinde anlatmak doğru değil. En fazla oyunun geçmişiyle ilgili anlatılan eski bir rivayet olarak aktarılabilir.
Tarihsel olarak söyleyebildiğimiz daha güvenli bilgi, Solitaire’in 17. yüzyılın sonlarında Fransa’da oynandığı ve kısa sürede büyük ilgi gördüğüdür.
Mucidinin adı ise şimdilik tarihin karanlık tarafında kalmaya devam ediyor.
90’ların Oyuncağının Yolu Fransız Sarayından Geçiyor
İşte hikâyenin en güzel taraflarından biri burada başlıyor.
90’larda evimizin salonunda, sehpanın üzerinde duran Solo Test’in çok uzak ataları bir zamanlar Fransız aristokrasisinin eğlenceleri arasındaydı.
Solitaire’in 17. yüzyılın sonlarında Fransa’da oldukça popüler olduğu biliniyor. Üstelik bunu destekleyen yalnızca yazılı belgeler yok.
Fransız gravür sanatçısı Claude-Auguste Berey tarafından hazırlanan ve 1690’ların sonlarına tarihlenen bir eserde Soubise Prensesi Anne de Rohan-Chabot bir Solitaire tahtasının yanında tasvir ediliyor.
Bugün bizim için sıradan görünen delikli oyun tablasının yaklaşık 300 yıl önce bir Fransız prensesinin yanında resmedilmiş olması, 90’ların Solo Test Oyunu ile ilgili belki de en şaşırtıcı ayrıntılardan biri.
Bir düşünün:
Biz aynı oyunun plastik versiyonunu 90’larda yerde, koltukta veya sehpanın üzerinde oynuyorduk. Üç asır önce ise benzer bir oyun Fransız saray çevresinin eğlenceleri arasındaydı.
Bir Nostalji oyuncağının geçmişinden bundan daha ilginç ne çıkabilir?
Leibniz Bile Solo Test Üzerine Kafa Yormuş
Solo Test’in geçmişindeki ünlü isimler Fransız soylularıyla sınırlı değil.
Karşımıza bu kez matematik ve felsefe tarihinin dev isimlerinden Gottfried Wilhelm Leibniz çıkıyor.
Leibniz’in 1716 yılında yazdığı bir mektupta Solitaire oyunundan söz ettiği biliniyor. Üstelik oyuna yalnızca vakit geçirmek için bakmıyordu; oyunun mantığı ve ters yönde oynanabilmesi üzerine düşünüyordu.
Normal Solo Test’te amacımız taşları birer birer azaltmaktır. Leibniz ise bunun tersini düşünmüş, az sayıdaki taştan başlayarak önceki düzenin yeniden oluşturulması fikriyle ilgilenmişti.
Bu ayrıntıyı öğrendikten sonra 90’larda Solo Test’in başında dakikalarca aynı taşı nereye oynatacağımızı düşünmemiz biraz daha kabul edilebilir geliyor.
Sonuçta bizden yaklaşık 300 yıl önce Leibniz de aynı oyunun mantığıyla uğraşıyordu.
Solo Test Matematikçilerin İlgi Alanına Girdi
Solitaire’in matematikle ilişkisi Leibniz’den sonra da devam etti.
- yüzyılda oyun artık yalnızca eğlenceli bir masa oyunu olarak değil, matematiksel olarak incelenebilecek bir problem olarak da görülmeye başlanmıştı. Michel Reiss, 1857 yılında Solitaire’in teorisi üzerine matematiksel bir çalışma yayımladı.
İlerleyen yıllarda oyun kombinatorik, cebirsel yöntemler ve daha sonra bilgisayar algoritmaları açısından da incelendi.
Bunun nedeni aslında oyunu elimize aldığımız anda fark ettiğimiz bir özellik:
Kuralları inanılmaz derecede basit, çözümü ise şaşırtıcı derecede zor.
Bir taşı başka bir taşın üzerinden atlat. Üzerinden atladığın taşı kaldır. Aynısını tekrar yap.
Hepsi bu.
Fakat iş sonunda tek taş bırakmaya gelince çocukken neden defalarca baştan başladığımızı çok iyi hatırlıyoruz.
Solo Test Nasıl Oynanır?
Klasik Peg Solitaire’in en yaygın versiyonlarından biri 33 delikli İngiliz tipi tahtadır. Oyuna 32 taşla başlanır ve merkezdeki delik boş bırakılır.
Oyuncu, bir taşı hemen yanındaki başka bir taşın üzerinden yatay veya dikey yönde atlatarak boş deliğe yerleştirir. Üzerinden atlanan taş tabladan çıkarılır.
Her başarılı hamlede taş sayısı bir azalır.
Amaç mümkün olduğunca az taş bırakmaktır ve ideal sonuç tek taşla oyunu tamamlamaktır.
İlk birkaç hamle çocuk oyuncağı gibi görünür.
Sonra tabla boşalmaya başlar.
Bir anda oynatabileceğiniz taşların azaldığını fark edersiniz.
Ve birkaç dakika sonra…
“Burada yine 4 taş kaldı!”
İşte Solo Test’in yıllarca insanları kendine bağlayan özelliği tam olarak buydu.
Her Solo Test Tahtası Aynı Değildi
Tarih içerisinde Peg Solitaire’in farklı tahta düzenleri ortaya çıktı.
En meşhur düzenlerden biri 33 delikli İngiliz tipi, bir diğeri ise 37 delikli Avrupa veya Fransız tipi tahta olarak biliniyor.
Tahtadaki deliklerin dizilimi değiştiğinde doğal olarak çözümler ve olası hamleler de değişiyor.
Türkiye’de 90’ların Solo Test Oyunu denildiğinde hatırladığımız plastik modeller ise genel olarak klasik Peg Solitaire mantığını kullanıyordu: Taşları birbirinin üzerinden atlat, atlanan taşı çıkar ve mümkün olan en düşük taş sayısına ulaş.
Ancak Türkiye’deki versiyonun onu unutulmaz yapan ekstra bir özelliği vardı.
Hem de oyunun belki kendisinden bile daha çok hatırlanan bir özellik…
O Meşhur Solo Test Zekâ Dereceleri
90’larda Solo Test oynayanların büyük bölümü oyunun sonunda yalnızca kaç taş kaldığına bakmıyordu.
Asıl merak edilen şey şuydu:
“Bakalım ben ne çıktım?”
Kutunun veya oyunun üzerinde kalan taş sayısına göre oyuncuyu değerlendiren bir tablo bulunurdu. Tek taş bırakabilenler en yüksek dereceye ulaşırken taş sayısı yükseldikçe değerlendirmeler de değişirdi.
İşte 90’ların Solo Test Oyunu denildiğinde insanların bugün bile hatırladığı en eğlenceli ayrıntılardan biri bu sonuç tablosu.
Fakat burada önemli bir tarihsel ayrım var.
Kalan taş sayısına göre oyuncunun zekâsını sınıflandıran bu tablo, yüzlerce yıllık Peg Solitaire’in orijinal kuralı değildir.
Bu, Türkiye’de satılan modern Solo Test ürünlerinde oyuna eğlence katmak amacıyla kullanılan ticari bir değerlendirme biçimidir.
Yani 1700’lerde Fransız aristokratları Solitaire oynadıktan sonra tahtayı çevirip hangi zekâ kategorisine girdiklerine bakmıyordu.
O kısım bizim 90’lar Nostalji paketimize ait.
Solo Test Gerçekten Zekâyı Ölçüyor muydu?
Çocukken elbette kutunun üzerinde yazan dereceyi fazlasıyla ciddiye alıyorduk.
Bir taş bırakan arkadaş gururla sonucunu gösterirken fazla taş bırakan kişinin yeniden denemesi kaçınılmazdı.
Ancak Solo Test’teki sonuç tablosunu bilimsel bir IQ veya zekâ testi olarak değerlendirmek mümkün değil.
Oyunun gerektirdiği planlama, hamleleri önceden düşünme, problem çözme ve örüntüleri fark etme gibi beceriler elbette zihinsel bir uğraş sunuyor. Fakat sonunda kalan taş sayısı kişinin zekâ seviyesini bilimsel olarak belirlemiyor.
Dolayısıyla çocukken kutunun verdiği sonuç hoşumuza gitmediyse yıllar sonra rahat bir nefes alabiliriz.
O sadece oyunun eğlenceli bir parçasıydı 😊
Türkiye’de Solo Test Ne Zaman Popüler Oldu?
Peg Solitaire’in Avrupa’daki yüzlerce yıllık geçmişine ilişkin eski yayınlar ve matematiksel çalışmalar bulunmasına rağmen Türkiye’deki Solo Test markalı veya isimli plastik oyuncağın ilk kez hangi yıl ve hangi üretici tarafından piyasaya çıkarıldığını kesin biçimde ortaya koyan güvenilir bir arşiv kaydına ulaşmak mümkün değil.
Bu nedenle “Türkiye’ye kesin olarak şu tarihte geldi” demek yerine elimizdeki bilgilerin sınırını kabul etmek daha doğru.
Kesin olan şey, Solo Test’in Türkiye’de özellikle 80’lerin sonları ve 90’lı yıllarda çok geniş bir kitle tarafından tanınmış olması.
Ve tam da bu nedenle bugün Google’da Solo Test arayanların karşısına yalnızca bir zekâ oyunu değil, kocaman bir Nostalji dünyası çıkıyor.
90’ların Solo Test Oyunu Neden Bu Kadar Sevildi?
Bugünün çocuklarına bakınca Solo Test’in başarısı biraz şaşırtıcı gelebilir.
Ekran yok, ses yok, internet yok.
Hatta ikinci bir oyuncuya bile ihtiyaç yok. Sadece plastik bir tabla ve birkaç pin…
Ama belki de başarısının sırrı tam olarak buydu. Solo Test’i kutusundan çıkarıp hemen oynayabiliyordunuz.
Pil istemiyordu, bozulacak elektronik parçası yoktu ve yanınızda başka birinin bulunmasına gerek yoktu.
Bir Neslin Nostalji Oyuncağına Nasıl Dönüştü?
90’ların çocukluğu bugünden oldukça farklıydı.
Oyuncakların önemli bir bölümü fiziksel ve basitti. Bir oyuncağın eğlenceli olması için ekranının veya internet bağlantısının bulunması gerekmiyordu.
Solo Test de tam olarak bu dönemin ruhuna uyuyordu.
Kimi zaman oyuncakçıdan alınır, kimi zaman evde yıllardır duran bir çekmeceden çıkardı. Taşlarından biri kaybolduğunda bütün oyun düzeni bozulduğu için o küçücük plastik parçalar gözümüzden sakınılırdı.
Bugün aynı oyuncağı gördüğümüzde ise çoğumuz önce kurallarını değil, çocukluğumuzu hatırlıyoruz.
Nostalji dediğimiz şey de biraz böyle çalışıyor zaten.
Bir plastik tabla artık yalnızca plastik tabla değildir.
O tabla; eski evin salonu, televizyonun karşısındaki halı, okuldan sonraki saatler, kardeşle yapılan tartışmalar ve “bu sefer kesin tek taş bırakacağım” diye başlayan yeni bir denemedir.
Fransız Sarayından 90’ların Salonlarına
Solo Test’in bütün hikâyesini öğrendikten sonra oyuna bakış biraz değişiyor.
- yüzyılın sonunda Fransa’da oynanan Solitaire…
1697’de bir derginin sayfalarına giren problemler…
Fransız aristokrasisinin ilgisini çeken oyun tahtası…
1716’da Leibniz’in üzerine düşündüğü mantık problemi…
- yüzyılda matematikçilerin incelediği bir bulmaca…
Ve yaklaşık üç asır sonra Türkiye’deki çocukların elind plastik bir tabladan oluşan 90’ların Solo Test Oyunu.
Aslında değişen şey büyük ölçüde oyuncağın görüntüsüydü.
Temel fikir ise yaşamaya devam etti…
90’ların Solo Test Oyunu Gerçek Bir Nostalji Klasiği
Bugün 90’lar Nostalji denildiğinde aklımıza atariler, tasolar, misketler, kasetler, çevirmeli telefonlar, tüplü televizyonlar ve dönemin unutulmaz oyuncakları geliyor.
Solo Test de bu listenin sessiz ama unutulmaz üyelerinden biri.
Fakat onu diğer pek çok 90’lar oyuncağından ayıran çok önemli bir özelliği var:
Solo Test’in hikâyesi 90’larda başlamadı.
Bugün bildiğimiz oyunun atası en azından 17. yüzyılın sonlarından beri insanların önünde duruyor. Nesiller değişti, ülkeler değişti, oyun tahtaları ahşaptan plastiğe dönüştü ama taşların üzerinden atlayarak tek taşa ulaşma mücadelesi devam etti.
Belki de bu nedenle Solo Test’i yalnızca eski bir oyuncak olarak görmek haksızlık olur.
O, Fransız sarayından matematikçilerin çalışma masalarına, oradan da 90’ların Türkiye’sindeki evlerin salonlarına kadar ulaşmayı başarmış yüzlerce yıllık bir zekâ oyunu.
Ve kabul edelim…
Bunca yıl sonra önümüze bir Solo Test koysalar, büyük ihtimalle yapacağımız ilk şey yine aynı olurdu:
Taşları dizer, ortadaki deliği boş bırakır ve içimizden “Bu sefer tek taş bırakacağım” derdik 😊
Sonu biraz sıcak, nostaljik ve aynı zamanda iç bağlantıya alan açacak şekilde kapatalım:
Solo Test’i Hatırlayanlar Burada mı?
Sizin evinizde de 90’ların Solo Test Oyunu var mıydı? En az kaç taş bırakabildiğinizi veya kutunun içindeki o meşhur sonuç tablosunda hangi dereceyi aldığınızı hatırlıyorsanız yorumlarda bizimle paylaşın. Bakalım aramızda gerçekten tek taş bırakabilenler var mı?
90’lar Nostalji yolculuğuna devam etmek isterseniz, buraya tıklayarak çocukluğumuzun unutulmaz oyuncaklarını ve hafızalarımızdan silinmeyen eski oyunları anlattığımız diğer yazılarımıza da göz atabilirsiniz.
Yazıyı okurken “Bunu ben de oynardım!” dediyseniz yukarıdaki beğen butonuna küçük bir dokunuş bırakmayı da unutmayın. ❤️
Bilgilendirme: Bu içerikte adı geçen hiçbir kurum, kuruluş, işletme veya mekanla reklam, sponsorluk ya da ücretli iş birliğimiz bulunmamaktadır. İçerik, dizinin çekim mekanlarını merak eden izleyicilere bilgi vermek amacıyla bağımsız olarak hazırlanmıştır.














